| |
ERTUGRULGAZİ
( 1188 - 1281)
Osmanli Imparatorlugunun
kurucusu Osman Beyin babasi ve asiretini Anadolunun içlerinden
alip uça Sögüte getiren Bey
Hakkinda bilinenler kesin
degildir
Babasinin Gündüz Alp veya Süleyman Sah oldugu
söylenmektedir. Savci, Gündüz ve Osman isminde üç oglu
bulunmaktadir. Bilinen tek esi Halime Hatundur.
Oguzlarin Kayi boyuna mensuptur. Mogollarin zulmünden kaçan
Türkmen boylari arasinda Anadoluya, Ahlata gelmislerdir.
Babasinin vefatindan sonra kardeslerinden Gündogdu bey ile
Sungur Tekin Orta Asyaya geri dönerken, o maiyetindeki asireti
ile beraber Anadolunun içlerine dogru ilerleyisini sürdürmüstür.
Ertugrul Gazi kardeslerinden ayrildiktan sonra bir süre Pasin
Ovasi yakinlarinda Sürmeli Çukur denilen bölgeye yerlesmistir.
Bu bölgenin de hasretini çektikleri yer olmadigini fark ettikten
sonra, Anadolunun içlerine dogru yeniden harekete geçmistir.
Her ne kadar bilmedikleri iki ordunun savastigini görüp,
bu savasta güçsüz durumda kalmis ve yenilmekte olan tarafin
yaninda yer aldiklari ve gösterdikleri kahramanliklarla savasin
kazanilmasini sagladiklari ve sonradan bu ordunun Selçuklu
ordusu oldugunu ögrendikleri eski dönem tarihçileri tarafindan
kayda geçirilmisse de, o günün sartlarinda giyim ve kusamlardan,
konusmalardan ve ordularin savasma tarzlarindan bu pek gerçekçi
gözükmemektedir. Burada asil dikkat edilmesi gereken husus,
Ertugrul Gazinin emrinde bulunan ve yaklasik 400 çadirlik (4000
kisi, bu 4000 kisinin en azindan 2000inin savasçi oldugunu
varsaymaliyiz) askeri birliginin sahip oldugu potansiyeldir. O
günün sartlarinda bir meydan savasi için oldukça az
sayilabilecek bu birlik adeta bir (çevik kuvvet) gibi savasin
seyrini degistirmeye muvaffak olmustur. Selçuklular ile yapilan
bu isbirligi sonradan sürekli hale getirilmis, ve Ertugrul Gazi
(ve sonra da oglu Osman Gazi) emrindeki Kayi boyu, Selçuklu
Devleti resmen sona erene kadar devlete olan bagliliklarini
muhafaza etmislerdir
Ertugrul Gazinin oglu Savci Bey (Saru Yati) önderligindeki
bir heyeti bu savastan sonra Konyaya Anadolu Selçuklu Sultanina
göndermis olma ihtimali yüksektir. Savci Beyin Sultandan
kendilerine yurtluk istedigi, Sultanin da Ankarada Karacadag
mevkiini Ertugrul Gaziye yurt olarak verdigini tarihi
kaynaklardan biliyoruz
Ertugrul Gazi bir süre Karacadag'da kaldiktan sonra, Bizans
sinirlarina kadar gelerek Sögüt dolaylarina, Asagi Sakarya
havzasina yerlesti. Burada Bizans sinirlarindaki kasaba ve
köylere akinlar düzenlemeye basladi. Selçuklu ordusuyla Iznik
Rum Imparatoruna bagli birlikler arasinda bugünkü Pazaryeri ile
Bozüyük arasindaki Ermeniderbendi denilen yerde yapilan savasi,
Selçuklular Ertugrul Gazi'nin yardimlariyla kazaninca, Alaaddin
Keykubad ödül olarak Eskisehir ve çevresini Ertugrul Gaziye
verdi.
Bu basaridan sonra Karacahisar'i da ele geçiren Ertugrul
Gazi, Sögüt üzerine yürüdü ve burayi fethetti. Sögüt'ü yurt
olarak tutan Ertugrul Gazi, Bizans sinirlarina saldirilar
düzenledigi gibi dostluk iliskileri de gelistirdi. Sögüt'e
yerlesmis Kayi asireti her geçen gün biraz daha kuvvetlenerek
büyüdü.
Ertugrul Gazinin güttügü siyaset ile Sögüt ve çevresi
beyligin merkezi haline getirildi. Ertugrul Gazinin askerlerine
tek hedef olarak küfrün o günkü temsilcisi Bizansi göstermesi,
Osmanli Beyligini, Selçuklu Devletinin güç kaybetmesi ile
Anadoluda baslayan Beylikler arasi mücadeleden uzak tuttu. Bu
politika, zamanla Selçuklu Devletinin yetistirdigi önemli ilim
ve devlet adamlarinin Osmanli Sarayinda toplanmaya baslamasi ile
Beyligi kendiliginden Selçuklunun varisi haline getirmistir.
Ertugrul Gazinin Ilim adamlarina her zaman büyük bir hürmet
gösterdigi ve onlara saygida kusur etmedigi bilinmektedir. Seyh
Edebâlî Hazretlerine gösterdigi saygi ve ilgi hiçbir zaman
eksilmemis, Seyhin kizini Oglu Osman Gaziye alarak Edebali ile
akrabalik baglari kurmustur. Konyaya gittiginde Mevlânâ
Hazretleri ile oturdugu ve sohbet ettigi bilinmektedir.
Sögütte vefat etmistir. Türbesi Sögütün Bilecik yönünden
çikisinda bulunmaktadir. Türbesinin ilk önce I. Mehmet
tarafindan yaptirildigi tahmin edilmektedir.
Ertugrul Gazi'nin sandukasi hanim i Halime Hatun' un ve
oglu Savci Bey' in mezarlari mermerle kaplanmistir. Bahçe giris
kapisininsag ve sol yanlari nabirer çesme yaptirilmistir.
Menba-i cuy-i inayet sah-i ali siretin Mevce-i
derya kadar ömrün huda kilsun mezid Kildi ol
sahinseh-i devran cedd-i emcedin Gazi ertugrul
cenabin kabrini zira cedid Babi yaninda dahi bu
çesmeyi insa ile Eyledi ruh-i revanin sad o
hakan-i resid Cevher-i nazma iki tarih bir beyt
içre bak . Su verir buldukça mecray-i kalem
feyz-i bedid Ruh-i ertugrul içun bu çesmeyi kildi
iyan Ayn-i lutf-i saltanat sah-i zeman
Abdülhamid
sene: 1304
Padisah i bahr-u-ber sultan i istender siyer
Sehiriyar-i dad güster hazret-i Abd-ül-hamid
Fikrini imar-i mülke hasredince olmada Sahid-i
gül-çehre-i ümran her yerde bedid Türbe-i
ertugrulu bu kerre ihya eyleyüb Eyledi bu
çesmeyi icra o hakani-i ferid Subesu her yerde
cari gerçi ab-i sefkati Ba husus oldu sögüt halki
ziyade müstefid Aktigi müddetçe böyle ayn ü
enhar-i cihan Eylesün çok müddet iclal ü ikbalin
medid Hayli gayret etdi zühdi bendesi icrasina
Sayini meskur kilsun hazret-i cevher darini
Eyledi seyyal-i zemzem hazret-i sultan Hamid.
sene : 1304
ERTUĞRUL GAZİ KİMDİR ?
OsmanlıDevletinin kurucusu Osman
Beyin babası Ertuğrul Gazi hakkında bilinenler, kesin olmamakla
birlikte, Oğuzların Kayı boyuna mensup olduğu bilinmektedir.
Oğuz boyundan biri olan Kayılar'a mensup Ertuğrul Gazi'nin
ataları, Anadolu'nun ilk fethi sırasında Sultan Tuğrul Bey ve
Alparslan'ın emirlerinin maiyetinde, önce Ahlat bölgesine
gelmişler, Anadolu'ya yapılan seferlere katılmışlardı. Ahlat'ın
Eyyubiler'in eline geçmesinden sonra, Mardin yöresine yerleşen
Ertuğrul Gazi'nin babası Gündüz Alp'in içlerinde yer aldğı
Türkmenler, Moğalların Mardin ve çevresini yağmalamasından sonra,
bu bölgeden ayrılarak Anadolu içlerine doğru ilerlediler. Gündüz
Alp idaresindeki Kayılar da batıya göçe ederek önce Erzurum
yakınlarındaki Pasinler ovasına, Sürmeliçukur'a yerleştiler.
Kayıların Pasinler'e gelmesinden kısa bir süre sonra Gündüz Alp
hastalanarak vefat etti ve yerine oğlu Ertuğrul Gazi aşiretin
başına geçti. Moğal saldırılarının bu bölgede de
hissedilmesinden sonra Ertuğrul Gazi kardeşi Dündar Bey ile
birlikte batıya hareket etti. Sivas yakınlarına gelip
konakladıklarında burada Selçuklu ordusu ile Moğaolların
savaştığınıve Selçuklu ordusunun bozulmak üzere olduğunu gördü.
Ertuğrul Gazi Selçuklu ordusuna yardım edince savaşın seyri
değişti ve savaşı Selçuklar kazandı.
Alaaddin Keykubad, Ertuğrul Gazi'ye yardımlarından dolayı
iltifatlarda bulunarak hi'lat giydirdi. Selçuklu ülkesinde
yaşamak için göç ettiklerini öğrenince, Ankara yakınlarındaki
Karacadağ ve çevresini ona verdi. Ertuğrul Gazi bir süre
Karacadağ'da kaldıktan sonra, Bizans sınırlarına kadar gelerek
Söğüt dolaylarına, Asağı Sakarya havzasına yerleşti. Burada
Bizans sınırlarındaki kasaba ve köylere akınlar düzenlemeye
başladı. Selçuklu ordusuyla İznik Rum İmparatoruna bağlı
birlikler arasında bu günki Pazaryeri ile Bozüyük arasındaki
Ermeniderbendi denilen yerde yapılan savaşı, Selçuklular
Ertuğrul Gazi'nin yardımlarıyla kazanınca, Alaaddin Keykubad
ödüll olarak Eskişehir ve çevresini Ertuğrul Gazi'ye verdi. Bu
başarıdan sonra Karacahisar'i da ele geçiren Ertuğrul Gazi,
Söğüt üzerine yürüdü ve burayı fethetti. Söğüt'ü yurt olarak
tutan Ertuğrul Gazi, Bizans sınırlarına saldırılar düzenlediği
gibi dostluk ilişkileri de geliştirdi. Söğüt'e yerleşmiş Kayı
aşireti her geçen gün biraz daha kuvvetlenerek büyüdü.
Oldukça yaşlanan Ertuğrul Gazi,yerine oğlu Osman Beyi bıraktı ve
1281 yılında 92 veya 96 yaşında Söğüt'te vefat etti. Türbesi
Bilecik ili Söğüt ilçesinin 1 km. doğusunda bulunmaktadır. Doğum
ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir
Ertugrul Gazi
Türbesi
Ertugrul Gazi' nin mezari,
1281-1285 yillari arasinda ilk defa Osman Bey tarafindan açik
mezar olarak düzenlenmistir. Çelebi Mehmet döneminde de türbe
seklinde üzeri kapatilmistir, III. Mustafa 1757 yilinda yeniden
yaparcasina büyük bir onarimdan geçirmistir. Zaman içerisinde bu
binanin yipranmasi ve yikilmasi sebebiyle II. Abdülhamid Han
1886 yilinda bu gün de ayakta duran türbeyi insa ettirmistir.
Türbe altigen bir plânda üstü kubbeli ve dogu tarafina bir antre
ilave edilerek yapilmistir. Duvarlari bir sira tas, üç sira
tugla ile örülmüs kubbe kursunla kaplanmis alt sirada bulunan üç
pencere ile aydinlatilmistir.
Seref ü sevketile aleme sultan hamid Eyledi
saye-i ümranini medd ü temdid iste ez cümle
olub ahd-i hümayununda Türbe-i hazret-i
Ertugrul Gazi de cedid Sene bin yüz dahi
yetmis biriken ahmed han Temelinden bunu
etmisti bina vü tecdid Çok vakit geçmek ile
münhedim olmakta iken Pederi sah-i zeman
hazret-i sultan mecid Bir iki çesme vü fevvare
ilâve ederek Seref-i türbeyi tamir ile etmisdi
mezid Semdi de mevkiini havi harita eyleyüb
Nazar-i ali-i sahanede oldukça bedid Yeniden
eyledi insasini emr ü ferman Seref ü zineti
hakkaki olundu teyid Yani bu tarz-i dilavize
hamid han kodu Oldu sandukasi da böyle
riham ile ferid Ne kadar var ise kurbünde
kubur-i sühedâ Zir-i sanduka-i harada ederler
tahmid Bunlarin yattigi müddetçe bu
merkadlerde Sevket ü saltanatin eylesün Allah
medid Kaymakam zükdü kulu kusus-i bihad
etdi Bunun imarina meskûr kila ol rabbi vahid
Bedi salik kulu tarih-i güher tevsihin Kildi bu
türbeyi mamur o hakan-i hamid.
Yörük
Obaları ile Yörük Nüfusu:
Yörükler 63 ü büyük olmak üzere
2000 civarında obaya bölünmüştür. Mevlana Celalettin Rumir17;nin
21. ve Osmanlıların 38. kuşaktan torunları bugün aramızda
yaşamakta ve 600 yıllık soy kütüklerini bilmektedirler.
Günümüzde ise Yörüklerin çoğunluğu dedesinin-nenesinin adını
bile bilmemektedir. Nedeni genelde okur yazar olmamaları, maddi
durumlarının zayıflığı nedeniyle miras bırakamamaları, ev gibi
sabit bir yerde oturmayıp göçebe oluşlarından kültür
birikimlerini sonraki kuşaklara ancak sözlü aktarabilmeleridir.
Bu da büyük bölümünün unutulmasına veya korunamamasına yol
açmıştır. Farklı yerlere iskanlar ve maddi yetersizlik nedeniyle
uzun yıllar aileler arası iletişim kurulmaması sonucu akrabalık
bağları zayıflamış, kardeş çocukları bile birbirlerini
göremediklerinden yabancılaşmışlardır.
Yörük obalarından örnekler: Eskiyörük, Horzum, Keşefli,
Menemenci, Sarıkeçili, Tekeli (Ayrıca Türkmen ve Kazaklarında
Teke ve Tekeli oymakları var.) gibi. Yörüklerin Türkiyer17;de
bölgesel dağılımı ve 2000 genel nüfus sayımına göre bu
bölgelerde yaşayan tahmini yörük sayısı; 9 milyondur. Ayrıca 12
milyon civarında Türkmen bulunmaktadır. Diğer Türki halkların
sayısı ise 15 milyon olup, yaklaşık Türkiye nüfusunun yarısı
Türk soyludur.
Yörüklerin Bölgelere Göre Dağılımı:
1- Ege Bölgesi : 2.200.000
2- Akdeniz Bölgesi : 3. 000.000
3- Marmara Bölgesi : 1.500.000
4- İç Anadolu Bölgesi : 2.250.000
5- Güneydoğu Anadolu Bölgesi : 40.000
6- Doğu Anadolu Bölgesi : 7.000
7- Karadeniz Bölgesi : 3.000
Toplam: 9.000.000 kişi
Ayrıca Balkanlar, Kıbrıs, Suriye (l.Dünya Savaşı çıktığında "Şam
ve Halep düşman işgaline uğramazmış, velilerce korunuyormuşr1;
söylentisine inanan bazı Yörükler ve obaları Suriyer17;ye
göçmüşlerdir.) İran ve Orta Asyar17;da yaklaşık 5 milyon
civarında Yörük-Karluk-Onok-Türkeş-Halaç olduğu sanılmaktadır.
Balkanlar ve Anadolur17;ya Yörük göçünden sonra Asyar17;da çok
az Yörük kaldı. Bunlar sayıca çok az olduklarından ya Kırgız,
Kazak, Özbek, Türkmen ve Uygurlar gibi Türk boylarıyla karışmış
ya da bu bölgede azınlık olarak bulunan Altay (60 bin), Dolgan
(3 bin), Tuva (207 bin), Şor (17 bin), Hakas (82 bin) Türk
boylarından birisiyle aynı koldan olabilir. Bu husus bu Türk
boylarının yüz simaları ile şu an konuştukları lehçe, şive, ağız,
ses tonları bazı özel kullandıkları kelimelere; (dıkız, yuka,
keşik, dolaz, yoğanta, hayta, soyka, zövelmek, çomac, ihicik,
meh, cice, karaböcü, canavar, kuytu, bük, koyak, köşşek, keven,
cula, yağır, enik, tat, oğlak, cebiç, seyis, davar, erkeç, öveç,
şişek, toklu, koç) ve yaşantılarına bakılarak kolayca
anlaşılabilir.
1. Yörük
nedir? Açıklar mısınız?
Yörük; Yürümek fiilinden yapılma, Anadolu' ya gelip yurt tutan
göçebe Oğuz boylarını (Türkmenleri) ifade eden bir kelimedir.
2.
Kısaca Yörüklüğün tarihçesini anlatır mısınız?
Yörüklük Türklüğün orjinidir, lakabıdır, ta kendisidir. Otantik
ismidir. Bilindiği gibi Türklerin ilk yurdu Orta Asya idi.
Türkler Çin Seddinin ötesinde, Orta Asya' da çok çetin iklim ve
arazi şartlarında göçebe hayvancılıkla geçinmeye çalışıyorlardı.
Türklerin bundan sonraki yurdu olan, Hazar Denizinin doğusundaki
Maveraünnehir ve Horasan Bölgesi de büyük ölçüde çölden ibaretti.
Derken Türkler Anadolu' ya geldiler. Buranın coğrafi özellikleri
Türklerin toplumsal gelişmesinde büyük bir paya sahiptir.
Anadolu' nun önemli ölçüde yayla ve dağlık oluşu hayvancılık
yapan Yörükler' e bildikleri ve ihtiyaçları olan bir ortamı
sağlıyordu. Fakat bu yaylanın pek çok yerinde tarıma elverişli
ova ve vadiler de vardı. Örneğin, Konya, Ankara, Eskişehir gibi
büyük ovalar. Yaylayı çevreleyen dağların ötesinde de bereketli
kıyı ovaları sıralanıyordu. Yörükler bu kıtada tedricen,
alıştıra alıştıra - bu sayede toplumsal ve kişilikselçok büyük
bunalımlara fazla düşmeden - yerleşikliğe, çiftçiliğe geçişin
ideal koşullarını buldular. Anadolu' da nüfus yoğunluğunun fazla
olmaması yerleşik düzene geçişin nispeten kavgasız gürültüsüz
olmasını sağladı.
3. Türkiye genelinde en çok yörükler nerelerde yaşamaktadır.
Malazgirt zaferinden sonra bütün Anadoluya, 24 Oğuz boyuna
mensup kabileler fetih heyecanı, yeni yurtlar bulma hevesiyle
akmağa başladılar. Türkiyede 24 Oğuz boyunun oymak ve aşiret
adını almış binlerce köyü mevcuttur. Bu Türkmen aşiretleri bütün
Anadolu' yu Türkmenleştirmişlerdir. Bundan da anlaşıldığı gibi
Türkiye' de yörüklerin çok bulunduğu yer diye bir şey söz konusu
değildir. Çünkü Türkiye yörüklerden oluşmuştur.
Türkiye'nin mayası yörüklerdir.
Osman Bey, Söğüt civarındaki küçükyörük
grubunun liderliğini babası Ertuğrul Bey' den 1281 yılında
devralmıştı. Fakat bu sıralarda başkanı olduğu grup tarih
sahnesinde tanınmayacak kadar küçük ve önemsizdi. Ancak Osman
Bey'in başkanlığında yirmi yıl yaşadıktan sonra bu küçük toplum
Aşiretten Beyliğe - Beylikten Cihan Devletine ulaşmıştır.
4. Şu
anda yurdumuzda kaç boy ve aşiret olarak yörük yurttaşımız
yaşamaktadır ve bu boy ve aşiretler hangileridir?
Şu an yurdumuzun her köşesinde yerleşmiş yörük boyları ve
aşiretleri vardır. Isparta - Antalya civarında Hayta Aşireti,
Burdur - Konya civarında Honamlı Aşireti, Korkuteli - Kozan -
Kadirli civarında Varsak Aşireti, Erdemli - Mersin - Nevşehir
civarında Boynuinceli Aşireti, Kayseri de Avşarlar, Söğüt -
Bilecik - Eskişehir - Kütahya - Bursa - Ankara civarında
Karakeçilli Aşireti Belli başlılarındandır.
5.
Osmanlı zamanında olduğu gibi şu anda da Yörük yurttaşlarımız
arasında birlik, beraberlik, sevgi ve saygı ile yardımlaşma var
mıdır?
Elbette. Bunlar zaten Türk milletinin özelliklerindendir.
Türkiye nin çeşitli yerlerinde değişik zamanlarda devamlı
yapılan şölenlerle bu tür güzellikler ve milli kültürümüz
yaşatılmaya çalışılmaktadır. Eskiden olduğu gibi şimdi de
Yörükler Türkiye için birleştirici bir çimento görevi
görmektedir. Türk Milletinin asli cevheri olan Yörükler,
bütünlüğümüzün ve bağımsızlığımızın sembolü ve garantisidir.
Türk oğlu Türk tür özümüz bizim,
Yayladan yaylaya gider göçümüz bizim,
Tarihe şan vermiştir ceddimiz bizim,
Oğuz ile Osmanlı dır kökümüz bizim.
6.
Yörük yemeklerini sayar mısınız?
Yörük yemekleri arasında; Bulgur aşı (Etli pilav), Tarhana
Çorbası, Yoğurtlu Yayla Çorbası, Gözleme, Mantı, Hamuraşı,
Höşmerim, Keşkek, Lokma,katmer sayılabilir.
7. Bir
Yörük kıyafeti kadın ve erkek olarak nasıl oluyor? Açıklar
mısınız.
Balıkesir, Bilecik den Antalya ya kadar eski Yörük erkek
kılığı zeybek kılığıdır. Üç etek zıbın bir arkada etek iki de
yanda etek. Ayakta kısa zeybek donu veya pamuklu, yünlü uzun
pantolon. Yakasız gömlek, işlemeli cepken. Belde büyük kuşak
üzerinde silahlık. Silahlığın içinde koca bıçak, kulaklı bıçak,
tabanca, tarak, ayna, makas, çakmaktaşı vs. bulunuyor. Başta
fes, oyalı yazma.
Kadın giyimi ise ayakta edik veya çarık, üç tek entari,
cepken, kuşak, başta fes. Fesin üzerine çekilen bir örtü (Poşu,
yağlık, yazma vs.)
8.
Yörük yayla ve oba çadırlarının özelliklerini anlatır mısınız?
Anadolu da Yörükler üç türlü çadır
kullanırlar.
a) Kara Çadır (Kıl Çadır, Çul Çadır da
denir)
b) Keçe Ev (Alaçık, Alıcık da denir)
c) Topağ Ev (Topak Ev, Bekdik Çadırı, Derim Ev de denir)
Kara Çadır keçi kılının ıstar denen dokuma tezgahında
dokunmasıyla yapılıp tek katlı, uzunca bir ev biçimindedir.
Anadolu da Manisa ve Kütahya dan Adana ve Maraş a kadar Kıl
Çadırlar kullanılmaktadır.
Çadır çok kutludur, saygılıdır, dualıdır. Çadır için
ataların duası denir. Bu sarsılmaz inanışı ocak ve atalar
kültürünün devamı olarak düşünebiliriz. Çadıra kıtlık,
bereketsizlik gelmez. Bir kurban kesip dua etmeden yeni çadıra
girilmez. Türkiye nin dört tarafında Türk aşiretleri ufak
farklar dışında aynı maddi kültüre sahiptirler. Bu da onların
bir orijin, bir kültür ve bir medeniyetten geldiklerini gösterir.
9.
Birkaç tane Yörük Atasözü sıralar mısınız
Aksi giderse yiğidin işi, gaymak yerke çıkar dişi. (Sarıkeçili)
Tarlada izi olanın harmanda yüzü olur. (Avşarlar)
Gayret imanın yarısıdır. (Honamlı)
Deh demeden yürüyen at,
Buyurmadan dutan evlat,
Bir de eyi çıktı mı avrat,
Nedeceksin düğünü, Nedeceksin bayramı,
Gir oyna, çık oyna.
Hababam ha yürümez at,
Bir kaşık su vermez evlat,
Bir de dirliksiz çıktı mı avrat,
Nedeceksin ölümü,
Gir ağla, çık ağla.
10.
720. Yılı kutlanan Ertuğrul Gazi yi Anma ve Söğüt Şenliklerinin
değerlendirmesini yapar mısınız?
Üç kıtaya hükmetmiş Osmanlı nın ruhunu milli birlik ve
bütünlüğümüzü bu tür şölenlerle yakalayacağımıza inanıyoruz.
Gene böylesi toplantılarda, böylesi tertip edilmiş muazzam
şölenlerde; Adriyatik ten Çin Seddi ne kadar Türk ün gür
sesinin duyurulması, Türk ün sözünün geçmesi ortak ülküsünü
düle getirmek zorundayız.
Biz bu şölen ile; doğduğunda sağ kulağına EZAN-I MUHAMMEDİ, sol
kulağına KAAMET getirilerek adı konulan, Ecdadına söven değil,
ecdanını seven Müslüman Türk Gençliğine, Ertuğrul Gazinin temsil
ettiği ALP TİPİ ile Şeyh EDEBALİ Hazretlerinin temsil ettiği
EREN TİPİNİ öğretmek, bu iki tipin birbirleriyle etle kemik gibi
birleştiklerini hissettirmek istedik.
11.
Söğüt Şenliklerinde her yıl geleneksel olarak dağıtılan Şifalı
Bulgur un tarihçesini açıklar mısınız?
Bu olay 720 yıl öncesinden gelmektedir. Şifalı bulgurun
tarihçesini anlatmak için önce bir HAYME ANA hakkında bilgi
vermemiz gerekmektedir. HAYME ANA Ertuğrul Gazi nin annesi,
Osman Gazi nin ninesidir. Anadolu nun Türkleşmesinde katkıları
büyüktür.
Hayme Ana ilerlemiş yaşına rağmen dur durak bilmeden
çalışıyordu. Pınarlara, derelere, tepelere, Türkçe isimler
veriyor. Doğumlarda ebelik yapıyordu. Sanki annelere Daha fazla
çocuk, daha fazla güç dercesine doğumları teşvik ediyordu.
Hayme Ana büyük bir hedefe hazırlanıyor gibiydi. Namazlarında
uzun dualar ediyor Oğullarımız uzasın, dal budak salsın. Öyle
çoğalalım ki, Çarşamba Yaylası bizi almasın diyordu. Yıllar
geçti, Hayme Ana Osman Gazinin doğumundan sonra 3-5 yıl daha
yaşadı. Belki de torununun Cihangirlik ülküsünü kazanmasına
yardımcı oldu.
Bir yayla dönüşü Hayme Ana rahatsızlanır. Bütün obayı bir
telaş alır. Bütün herkes tarafında çok sevilen Hayme Ana nın
rahatsızlığı git gide artar. Erenler Kuran okumaya başlar. Hayme
Ana son bir defa etrafındakilere bakar. Kara Osman ı
getirmelerini ister. Onu doyasıya öper, Kelime-i Şaadet getirir
ve ruhunu teslim eder. Oba büyük bir yasa bürünür. Hayme Ana
nın mezarı çadırının olduğu yere kazılır. Çevre obalardan Kayı
Avşar Dodurga Kınık
Bütün Türkmen oğuz boyları cenazede bir
araya gelir dualar yapılır. Ertuğrul Gazi, annesi için bizzat
kendisi etli bulgur pilavı dağıtır. Daha sonra bu davranış
gelenek haline gelir. Bu gelenek 720 yıldır devam ettirilmiştir.
Karakeçili Aşireti Hayme Ana yı Aşiret Anası, Ertuğrul Bey i
ise Büyük Ata kabul ederler. Her yıl yayladan iniş zamanı olan
Eylül ayında Hayme Ana nın hatırası için Söğüt te yapılan
şenliklerde etli bulgur pilavı dağıtılır.
12.
Bir tane Yörük anısı ile bir de Yörük fıkrası anlatır mısınız?
Ziyaretçilerimize anı ya da fıkra anlatmak yerine tarihten bir
sayfa nakletmek istiyorum.
1071 de Malazgirt Zaferi ile Anadolu nun kapısı Müslüman Türk
e açılmıştı. Açılan bu kapıdan 40 tane akıncı yiğidi ile Sultan
Alparslanın akıncı beyi Efruz Bey doğudan batıya doğru
gelmektedir. Yolda yaşlı bir anaya rastlarlar. Yaşlı anaya
hürmeten Efruz Bey elini kaldırır, akıncı gurubunu durdurur.
Yaşlı ana kendisine yol veren bu gencin hürmetkar davranışına
cevaben Geç yavrum, yol yiğidin der. Geçin anam, yol ananın,
yol büyüğündür diyen Efruz Bey e ağıldan süt sağmaktan dönen
yaşlı ana elindeki bakracı uzatır. Evladım! İç! Belli ki
sıcaktan dudakların kavrulmuş, hararetin dinsin der. Efruz Bey;
Sağol anam benim, yanımda arkadaşlarım çok, senin bakracın
küçük, bize yetmez diye içmek istemez. Yaşlı ana İç oğlum
diye yine ısrar eder. Efruz Bey Arkadaşlarımın içmediğinden ben
de içmem, yemediklerinden ben de yemem der.
Yaşlı ana ısrarla İç oğlum, seni düşünen Allah elbette
arkadaşarını da düşünmüştür deyince, bu söz ve hareketlerden
bir hikmet sezen Efruz Bey; Hak Bismillah der, bir miktar
sütten içer. Bakracı yanındaki arkadaşlarına, onlar da
yanındakilere uzatır ve en son akıncı da içer, bakraç tekrar
Efruz Bey e gelir. Bir bakar ki eline ilk bakracı aldığında
nasıl dolu ise aynen öyle. Bir yudum bile noksanlanmadan ilahi
bir bereketle içtikçe yenileniyor. Akıncı yiğitlerinin tamamı
doyasıya içtikten sonra bakracı eline alan yaşlı ana, aralarında
tek tük son içenlere de verdikten sonra kenara çekilip İçin
yiğitlerim dedikçe yiğitler Ana doydum, İçin yiğitlerim
dedikçe, Ana kandım der. Ana İçin yiğitlerim dedikçe, Efruz
Bey dahil 40 akıncı karınlarını gösterip. ANADOLU! ANADOLU!
ANADOLU! der. O gün, bu gün bu toprakların adı Anadolu olarak
kalır.
Bunu değiştirmeye de kimsenin gücü yetmeyecektir. Aksini
düşünenler Çanakkale- Galiçyada Kafkaslarda Yemende
Balkanlarda Sakaryada Dumlupınarda Güney Doğuda kısacası
üç kıtada milyonlarca şehidimin kanlarında boğulurlar. Yapılan
yanlışlardan ecdadımın kemikleri sızlar, ruhları muazzep olur.
Buna da biz müsaade etmeyiz.
13.
Boyuna ve başa bağlanan Poşudaki renklerin bir anlamı var mıdır?
Açıklar mısınız?
Ecdadımız gökteki Alaim-i Sema yani Gökkuşağındaki renkleri o
kadar çok sevmişler ki o renklerden dokudukları Poşuları
başlarına ve omuzları üstüne bağlayarak bir simge gibi
kullanmışlardır. Ecdadımızın Orta Asya da yaptığı büyük göç 300
sene sürüyor. Göçte önce gelenler, sonradan gelenleri poşu ile
tanımışlardır. Poşu Yörükler arasında tanışma bağı kuran bir
parola gibi olmuştur.
Poşudaki renklerin anlamı ise şöyledir;
Kırmızı: Al
bayrağımızın rengini,
Beyaz: Anlığı,
ruh ve beden temizliğini,
Yeşil:
İmanımızı Muradımızı,
Mavi: Oğuz
soyu Kayı Boyu nun Flamasının barış zamanındaki rengini (Savaş
zamanı kırmızı olur),
Sarı:
Buğday başağını, bolluk ve bereketi temsil eder.
Bu renklerin anlamı ve poşunun mazisi tarihimizin
derinliklerinden gelmektedir. Bazı kişilerin ve grupların
renkler ve poşu ile ilgili çirkin yakıştırmaları toplumumuzu
üzmektedir. Üç günlük eşkıya takımının bu renklerle özdeşleşmesi
hoş değildir.
Ergenekon dan çıktık, Göktürk devletini kurduk. Büyük Selçuklu
Devletini, Anadolu Selçuklu Devletini, Osmanlı Cihan Devletini
ve son Türkiye Cumhuriyetini kurduk.
Tarihini tanımayan inkar eden bir toplum olamaz. Milletler
tarihiyle övünür, saygınlık kazanırlar. 7 den 70 e herkese
sorumluluklar düşmektedir. Bu ülke bizimdir. Kırarsak, dökersek,
yıkarsak, parçalarsak, dağıtırsak biz huzursuz oluruz.
Başkalarının oyununa gelip, onlara hizmet etmiş oluruz.
Biz Türkçemize, dinimize, kültürümüze, ay yıldızlı bayrağımıza
sarılıp sahip çıkmadıkça bu cennet vatan toprakları bize
cehennem çukuru, mezar olur.
Birlik, beraberlik, kardeşlik ve tesanüt içerisinde, güven ve
huzurla yaşayan Türkiye yi Yüce Rabbim nasip etsin inşallah.
|
|
|
|
|