

 
|
Keçilerle teke, o da ister pıynarlı bir tepe, koyunlarla koç o
da ister mevsiminde göç |
( OĞUZLAR )
BOZAKLAR {TÜRKMENLER}ÜÇOKLAR
{ BOZAKLAR }
BOZAKLAR 'DAN 16 BOY TÜREDİ.
-
-
-
-
-
-
-
-
AVŞARLAR
-
-
-
-
BEĞDİLİ (BEYDİLİ,BAĞDILLI)
-
-
AVŞAR BOYLARI YİRMİBİR AŞİRETE BÖLÜNDÜ
-
MELLER(MİLLİLER,MELLİ) Kendim Bu Aşirettenim.
-
BURHANLI
-
HAVARİZM (HORZUM)
-
TORUN (TORAN)
-
İMAMLI
-
ÇERİT
-
KADİRLİ
-
CAPER (CAFER)
-
DELLER (KARAMANLI)
-
BALABANLI
-
HALİLLER (HALİLOĞLULAR)
-
KIZILIŞIK
-
ÇATAK (ÇITAK)
-
SOLAKLAR
-
HACINALLU
-
KARABACILI
-
FARSAK (VARSAK)
-
HONANAMLI (HONAMLI)
-
ÇAKIL (ÇAKAL,ÇAKALANLAR)
-
TÜRKMENALİLER (ALİLER)
-
CİNGÖZ
KAYI BOYUNDAN DA ALTI BOY TÜREDİ
-
KARAKEÇİLİ
-
SARIKEÇİLİ
-
KURTLU
-
ATÇEKERLER
-
HACULU
-
KIZILKEÇİLİ
BAYAT BOYU İSE BEŞ AŞİRETE AYRILDILAR
-
DULKADİR (ZULKADİR)
-
KERKÜK TÜRKMENLERİ
-
İNALLI (ULU YÖRÜKLERİ,KOÇAÇIK YÖRÜKLERİ)
-
KAÇAR
-
ŞAMBAYAT
KARAKEÇİLİ BOYUNDAN İKİ BOY TÜREDİ
-
OSMANLI PADİŞAHLARI
-
YENİ OSMANLI
ÜÇOKLAR'DAN 12 BOY TÜREDİ
-
SALUR
-
BÜĞDÜZ
-
CAVINDIR (ÇAVULDUR)
-
BAYINDIR
-
IĞDIR
-
YÜREGİR (ÜREĞİR,YÜREĞİR,YÜREİL)
-
YİVA (YUVA)
-
EMÜR (EMİR,EMRE)
-
ALAYÖRDLÜ (ALAYÖNTLÜ)
-
KINIK (KANIK,KONUK)
-
BİÇNE (BEÇENEK,PEÇENEK)
-
ÇEPNİ
SALUR BOYLARI SEKİZ AŞİRETE DAĞILDILAR
-
USTA
-
KARAMAN (KARAMANLI)
-
YOMUT
-
AKKOYUNLU (AKÇAKOYUNLU)
-
SARIKLI (AKSARIKLI)
-
KARAKOYUNLU (KARACAKOYUNLU)
-
HIZIR
-
TEKE
KINK DAN ÜREYEN BOYLAR
-
ATALAR (ATABEYLER)
-
SELÇUKLU PADİŞAHLARI
CEPNİ DEN ÜREYEN BOYLAR
-
RUGUŞ
-
YAKUPOĞULLARI
-
GANETLER (CANIKLAR)
-
DEMİRLER
-
OTURAK
DEMİRLER İKİ BOYA AYRILIYORLAR
-
KUŞDEMİR
-
KANDEMİR
OTURAK DAN TÜREYEN BOY İSE SADECE
-
BAYRAMOĞULLARI
TEKE DEN ONSEKİZ AŞİRET TÜRÜYOR VE TEKE DEN
GELENLERE TEKE TÜRKMENLERİ DENİYOR
-
BURGAZ
-
AKSEKİ
-
BAHŞİ (BAHŞİŞ)
-
KARACA
-
KARATEKELİ
-
ALSEKİ
-
AZİZ (AZİZİYE,KINALI YÖRÜKLER)
-
DAŞ (TAŞ)
-
TONGÜÇ (TONGUÇ)
-
AYAK (KIZILAYAK)
-
ÖTEMİŞ (ÖDEMİŞ)
-
MIRIŞ
-
TUTAMIŞ
-
KARAAHMET
-
TOKTAMIŞ
-
TUFAZ
-
GÖKÇE
-
SAÇMAZ (SIÇMAZ)
NOT:
-
YÖRÜK'ün manası:Türkçe ve yabancı
sözlüklerde,göçebe türkmenidir.Türkistan'da konuşulan Türkçelerde ve eski
Osmanlıca da YÜVRÜK kelimesi güçlü ve atılgan manasına
gelir.Horasan'damakedonya'lı iskender ordusuna karşı tek geldiği için SALUR
lara YÜVRÜK (kahraman)adı verilir.Salurlar bu adı Anadoluya getirdiler.
-
Türkmen kelimesi Türk-İman'dan türedi.Oğuz
Türklerine Müslüman olduktan sonra bu ad verildi.Bozaklar Türkistandan
11.asırda gelip Yozgat yöresine yerleştiler.Bunların bir kısmı ayrılıp Halep
ve Şam'a göç ettiler.Bilahare 17.yy.da 4.Murat Bağdat seferi dönüşünde
bunların çoğunu beaberinde getirip,Anadolunun sıcak güney bölgelerine iskan
ettirdi.Bunlara Anadoluda genel olarak ARAPÇİ-ARAPGİR-SAÇIKARA veya HAYTA
yörükleri denir.İlk cepniler Hacı Bektaşi Veli ile birlikte Horasan'dan
gelip,Kırşehir ve Sıvas'a yerleştiler.Daha sonra 14.yy da Türkistan
(Türkmenistan)dan gelen ve Karadeniz bölgesine yerleşen çok sayıda cepniler
vardır.Yakup Han ile Bayram Han gibi kahramanlar bunlardandır.Bayram Han'ın
oğlu Hacı Emir Bey ve torunu Süleyman Bey yıllarca Pontuslara karşı
savaştı.Süleyman 1397 de bütün Giresun bölgesini beyliğine kattı.
-
Kayılar anavatanı olan Türkmenistan Balkan
eyaletlerinden geldiler.
-
Yeni Osmanlılar,osmanlı padişahlarının boyundan
(KARAKEÇİLİ)olup,imparatorluğun sonuna doğru gelenlerdir.
-
Solaklar;Dinlenmemanasına,
Meller (Melliler); Göçten geri
kalma,
Çakıllar;Göç etmeyip,yere çakılıp kalan
manasınadır. Hona;Erkek
geyik
demektir.
Karahacı;Adana toroslarda yaşamış Avşar Beylerinden Kara Receb'in oğlu Kara
Mustafa'dır.
-
Teke Türkmenleri İran,Horasan,Türkmenistan ile
Afganistan sınır bölgesinde şu an yaşayanlardan olup,Anadoluya ilk gelen
Türkmenlerdendir.Kendilerine YÜVRÜK denen Türkmenlerdendir.Alparslanın
askerlerinin çoğu TEKE idi.Türkmenistan'ın en kalabalık halkı AHILTEKE
dir.Bunlara ESKİYÖRÜKLER de denir.Yarış atları Dünya'da emsalsızdır.
-
TONGUÇ.Türkmencede düğümlemek
anlamınadır.(Tangmaktan)gelir.Tonguç ayrıca bir Moğal kabilesidir.
NOT:Hazırladığımız bu SOY KÜTÜĞÜ nde adı
geçmeyen yörükler,bu boylara bağlı olup,ufak ve meşhur olmayan oymaklardır.
Hazırlayan:Hamit Kemal TÜRKMEN

YÖRÜK
BOYLARINDA YAŞAM
Yörük boylarının, konar göçerlerin; yükseklere çıkmak, uçsuz
bucaksız bozkırlara, yeşil ovalara, kıvrım kıvrım akan derelere,
yemyeşil çayırlara, alçak tepelere, pıynarlı yakalara dağlardan
bakmak, burcu kokulu bitkilerin arasında kaba ardıcın, koyu
gölgesine yaslanmak, çayıra uzanmak, keçilerin çanlarını,
erekteki koyunların melemelerini, develerin hataplarındaki havan
çanlarını dinlemek, öküzlerin böğürmelerini, sıyırtmacın
düdüğüyle beraber duymak, danaların tozu dumana katışını
görürken, hergelecinin sıklığını duymak, atların kişnemesini,
horozların ötmesini, köpeklerin havlamasını, kuşların
cıvıltısını duymak, kaval sesiyle geçmişe dalmak, cura sesiyle
uyanmak, kemence sesiyle sevdayı hatırlamak, tekenin kayadan
kayaya sekmesi, bögelek tutmuş düvenin koşuşturması, kısrakların
kişneyerek suya dört nala gitmesini görmek ne zevklidir yörük
için.
Yaslandığınız yerden doğrulur, dengilerek etrafa iyice
bakarsanız; öbek öbek çadırları, önünde koşanları, cıngırak
oynayan çoçukları. Elinde bakraç koyun sağmaya gidenleri görür,
göz kapaklarını hafif kaldırır daha uzaklara bakınca; daha
yüksek dağları görür "kimbilir orası nasıldır" der ve özlem
duyarsınız, karşı yamaçlara serpilmiş; obalar oymaklar,
yeşillikler içerisine" küme küme yerleşmiştir. Tabiat,
yeşillere bezenmiş yeryüzü, gökyüzündeki mavilikler arasına
serpilmiş pamuk yığınları gibi bulutları hep birarada görünce
geçmişi ve geleceği birarada hayal edersiniz. Hele ilk defa
bütün bu güzellikleri görürseniz dünyayı yeniden keşfettiğinizi
sanırsınız. Oysa yörük obasının insanları o güzelliği sanki
içlerindeymiş gibi her gün görüyorlar, uzak kalınca da yayla
hasretiyle yanıp tutuşuyorlar.

Yüce dağlarda dolaşmak yiğitliktir,vatanı kuran, kurtaran ve
savunan yiğitler, efeler, zeybekler, kızanlar çıkmıştır, Yörük
obalarından tarih boyunca. Yörükler her zaman asker
sayılırlardı, Türk milletinin özünde varlardı. Asker doğup asker
ölmeleri de doğaldı. Tarih incelenirse savaştığımız milletler
hep yerleşim birimlerini,savunma ve korunma amacıyla kalelerini
dağlara, yüksek tepelere kurmuşlardı. Yüksek tepelere yapılmış
düşman kalelerine ilk atağı yapan akıncılar, neferler yörüklerdi.
Yörükler dağlara, yükseklere ulaşma sevdasını vatan sevgisi ve
hürriyet özlemiyle birleştirilince dayanır mı kaleler. Yörükler
tepelere bir bir hakim olunca Türk ordusu zaten savaşı kazanmış
sayılırdı. Tarih hep böyle yazılmıştı. O nedenledir ki ordunun
öncüleri, akıncıları, uç askerleri, atlıları, neferleri,
Alperenleri, yörüklerin gözü pek yağız delikanlılardan
seçilirdi.
Gaza ve cihat yapan yörüklere fatihlerin çocukları denirdi.
Zeybeklik, efelik isimleri de kolay alınmamıştır. böyle
olmasaydı Hazar Denizi, Aral Gölü etrafında ve Orta Asyanın
bozkırlarında oturan Oğuz Boyları'nın kolları; Ata yurttan Ana
yurda, Anadolu'nun bereketli topraklarına kavuşabilirler miydi,
bin yıllık ana yurdu koruyabilirler miydi?
Teke yöresinin kepenek altında yatan aslanları için, güngörmüş
Türkmen dedeleri, Aş-elek görmüş eli kınalı, ak dastarı altında
kepezli ebeleri dua etmişler; Atadan oğula hep söylene gelmiştir
yörük ellerinde: "Güneş batarken ay doğsun, ay batarken güneş
doğsun üzerinizden aydınlık hiç eksik olmasın" diye.
Yörük obasının insanları çileye sevdalıdır. Zoru aşmak, uzağa
kavuşmak, yükseklere çıkmak özlemidir. Kuşun tüneğinde korkusuz
olduğunu bilir. Dağlara ulaşırsa yörük; turluğunu, alacığını,
çadırını kuruverirse ata yurduna, işte o zaman mutludur.
Obanın yağız
delikanlıları; dağların yamaçlarından akşama doğru ahenkli çan
sesleriyle meleşerek inip gelen Yörüklerin seyretmeye doyamadığı
keçilerini koşana toplarlar, koyunları ereğe katarlar, eli
bakraçlı genç kızlar hayvanlarını sağmaya giderken,
delikanlılar, kızanlar, kopiller Çıngırağa koşarlar, tereyağıyla
kömürü katınca ne de ses çıkarır kulakları çınlatır Çıngırak
sesleri, sanki için için ağlar, bazen nara olur, bazen feryat
olur. Belki'de yurtların acılarını, sevdalarını anlatır.
Çıngırakta yer bulamayanlar çelik oynamaya koşarlar, el ile
başlayan oyun ayak, bel, uç, taş derken sıra yelliye gelince
naralar kopar hep birağızdan, çığlıklar yankılanır, kayalardan,
zapırayanlar, seyidenler, koşanlar soluk soluğadır, elinde çalı,
gütmek zordur aslında çeliği.

Alacakaranlık olunca çöker sessizlik ortalığa, sessizliği bozar
erekti koyunların yayılmaya gidişi. Ama sessizdir usul usul,
süzüle süzüle yürür koyunlar. Arada bir köpek havlar, salar
korkuyu dağlara. Elbet canavarlarda boşdurmaz bekler zamanı.
Bulurlarsa sahipsiz sürüyü sıkar geçer. Derler ki Türkmen
kocaları; bir canavar yüz koyunu sıkarsa çatlarda ölürmüş,
bilinen şudur; en fazla altmış koyunu, sıkmıştır. Ama yamandır
çoban köpekleri vermeyince canlarını, vermezler koyunu.
Gecenin karanlığında koyun gütmeye gitmeden önce kocalar; eli
kınalı kadınların hazırladığı yufkayla höşmerimi yerler, kese
yoğurdundan yapılmış ayranı içerler. Kurmuşken sofranın başında
bağdaşı, kalkmak zordur, ama yörüktür yürüyecektir. Başında
çorap şapkası ayağında çarığı, çorabıyla dimisi, belinde
kuşağına yerleştirdiği kavalı, sırtında kepeneği, elinde
değneği, omzunda tüfeği ile koyunun arkasından karanlığa dalınca
yörük kocası, kaybolunca karanlıktan her tepeden, her çayırdan
ıslıklar duyulmaya başlanır. Her ıslığın anlamı ve manası
vardır. Bu yörüklerin haberleşmesidir.
Sağılan sütler kazanlarda kaynatılmış, yoğurtlar çalınmıştır.
Yörük için sabah erken olur. Kadını, erkeği için gün gökyüzünden
yıldızlar kaybolunca başlar. Zaten keçiler, koyunlar melemeye,
horozlar ötmeye, köpekler havlamaya başlar zamanı gelince. Erken
yatmak erken kalkmak gerektir. Yerdeki kızıl kilimlerin,
karaçulların üzerine, keçeler ve postlar serilir. Koyun yününden
yorganlarla yatılır. Dağlar soğuktur ama yazın gözenekleri
açılan serin tutan keçi kılından yapılmış çadırın kışın soğukta
yağmurlu havalarda gözenekleri kapanır bu defa sıcak tutar.

Erkenden kalkan Yörük; Oğlakların keçilerin yanına koşana
katarlar ve emdirirler sonra ayırırlar bir bir anasından oğlağı.
Koşanın çırkık kapısını açarlar. Koşarlar özlediği dağlara çan
sesleri ortalığı kaplar bir an. Belki'de çobanın müziği, yüzünün
gülümseyişi çanlardan çıkan ahenkli seslerdir. Eli kınalı
kadınların saçta pişirdiği gatmarları sütle, ayranla, yeni
saçtan indirilmiş hamurlu ekmeğin üzerine halis tereyağını
sürerek yiyen kızanlar oğlak gütmeye, yağız gençlerde keçileri
pıynarlı dağlara ağdırmaya giderler. İşi biten gençler çeşme
başlarında buluşurlar, duymak isterler sevda seslerini. Sevdalar
sözle söylenmez yörük obalarında. Bir tepede elinde kemençe
erkekler, diğer tepede eli boğazında kızlar söyler müziğini. Her
nefesin bir anlamı vardır boğaz çalınırken. Sevdalılar adeta
konuşurlar müzikle, belki güneşin ilk ışıklarıyla sessizlikte
ovalar, dağlar ortak olurlar, dinlerler tıpkı sevdalı insanlar
gibi müziği. Sırma, çitme, çift, tek melikli, alyanaklı, eli
kınalı kızlar oya, nakış işlemeye, ıstarlarında karaçul, kızıl
kilim, alara kilim, heybe, çuval dokumaya başlarlar. Maniler
söylerler: Öbür yandan yakınlar bir birlerine eklenir. Öyküler
anlatır hiç durmadan, çadırlarında işlerini bitiren analar da
ellerinde tengerek eğirirken, halaç bükerken, golan örerken
halleşirler konu komşularla. Gece boyunca yayılan koyunlar
güneşin yukarılara çıkmasıyla, sıcağın bastırmasıyla ağaç
gölgesine yatırılır. Yörük kocası da ya çadırında, ya da ardıç
gölgesinde yaslanır gidermeye çalışır gecenin uykusuzluğunu.

Köşenden şişene, goduktan guline hayvanlar alemi dosttur yörük
obalarında insanların. Sevdalarıyla bir tutuşmuşlardır
söylemişlerdir türkülerini, manilerini. Belki'de dünyada
hayvanları, tabiatdaki bitkileri, ağaçları yücelterek sevdalarıyla
bir tutan, tabiatı kendisinde gören yörüklerdir. Bu nedenledir ki
bırakmamışlardır dağları, sevgilerini, dertlerini hep dağlara
söylemişlerdir. Düşünmüşler ki dertlerine yalnız dağlar ortak
olabilir. Herkes bilir ki halk müziğinde hayvanlar vardır, hep
yaylalar hep dağlar vardır.
Çok kazanamaz insanlar, eğirdiğini yüne değişir de kazançları
için bir türlü ses çıkaramaz, şükreder haline isyan nedir
bilmez. Devletine sadakatlıdır, kanında vardır ulul emre itaat,
Vatan sevgisi ecdadtan yadigar kalmadır kendisine. Bilir ki
Vatan varsa kendi de vardır. Vatan yoksa kendi de yoktur.
Olgundur, kabül etmesini bilir, yiğittir, merttir, mücadele
etmesini bilir, cömerttir vermesini bilir, inançlıdır hakkı
hukuku bilir. gene de gelinemez yörüğün üstüne üstüne;
çıkarılınca orman kanunu, salınınca orman askeri çobanın üzerine
üzerine çoban abanın altından sopayı gösterip deyiverince "ya
keçinin affı yada ormanın mahfı. İşte o zaman atılmıştı geri
adım lağvedilmişti orman askeri.
Yörüklerin bakmayın toplu hareket etmediklerine. Yörükler kendi
işlerinde bile özgür olmak isterler. Dünya ile tek başlarına
mücadele edebileceklerine inanırlar, o gücü kendilerinde
görürler. Tıpkı bir "Türk dünyaya bedeldir" sözü gibi.
İstemezler kimse karışmasın işlerine, dokunmasın özgürlüklerine,
zaten özgürlüğe güce sevdalanmasaydı çıkar mıydı dağlara?
Katlanır mıydı zorluklara?
Yolunuz düşerse Yörük obalarına, uğrarsanız çoban yanına;
tadarsanız höşmerimi, yerseniz kese yoğurdunu, çökeleği,
dağarcıkta saklanan dürgelerle, yufkalarla ayrılasınız gelmez,
bir de buz gibi soğuk suyu gözünden avuç avuç, ya da küyner
kokulu susakla içince.
Keçilerle teke, o da ister pıynarlı bir tepe, koyunlarla koç o
da ister mevsiminde göç. Güzün sahile inen çoban mutlu değildir.
Daha ilk gün başlar yayla özlemi. Bitince kış, otlar
cücüklemeye, ağaçlar pürçüklemeye başlayınca sahilde; çok zaman
geçmeden ak sakallı yörük dedesi toplar ihtiyar heyetini, büyük
çadırın baş köşesinde bağdaş kuran güngörmüş yörük dedesi elini
kuşağından çıkarır, ihtiyar heyetini bir bir süzer ve derki"ak
geçi kara geçi yine geldi yaz göçü". Artık karar verilmiştir.

Genç kızlar, yağız delikanlılar, kızanlar, kopiller heyecan
içinde koşuşturmaya başlamıştır. Muhtar hemen deştimene ve
tellala görev verir, haber salınır civar obalara, oymaklara göç
tarihi duyurulur. Başka obanın aynı tarihte yola çıkması
atalardan gelen tecrübelerle pek uygun görülmez. Göçün de kaide
ve kuralları vardır. Sürdürüle gelmiştir. Göç hazırlıkları
tamamlanmıştır, gök yüzünün doğusunda gecenin karanlığının
arkasından deveci yıldızı görününce, "göç yolda düzelir" denir.
Önde en değerli kızıl kilimler yüklü hataplarında havan çanlı
develer, arkasında yozlar, tülüler, mayalar, köşekler, atlar,
ırafanlar, kısraklar, taylar, gulinler, semerinde çar çapıt
yüklü eşşekler, sıpalar, goduklar, öküzler sığırlar, düveler,
tosunlar, danalar, bızalar, keçiler, tekeler, çepiçler,
oğlaklar, koçlar, koyunlar, şişekler, kuzular velhasıl yörüğün
evcilleştirdiği dost saydığı hayvanlar sıralanmıştır bir bir.
Muhtar, ihtiyar heyetleri önde giderken, tecrübeli atlılar
pervane dönerler göçün çevresinde.
Yörük göçte geçit vermeyen koca dağlara tırmanmaya başlayınca,
göç zorlaşır. Kalsa da atının nalları yolda, yırtılsa da
ayağındaki çarığı, yüklü deve dinlenmez der yürür Yörük insanı.
Göç devam ederken gece olup, konaklama yerine gelince
develerdeki, atlardaki, eşşeklerdeki yükler çözülür. Dinlenmeye
çekilir, hemen ateş yakılır, tarnalar pişirilir, dağarcıklardaki
ekmekler çıkarılır, taze sütler sağılıp ısıtılır, hep birlikde
yenilir. Bir taraftan ateş çoğaltılır, curalar çalınır, önünde
oynanılır, uyuma zamanı gelince; nöbetçiler dikilir, dağlar
tekin değildir, hele göç yollarında, yataklar serilir uyunur,
yine gecenin karanlığının ötesinden deveci yıldızı görününce
yola çıkılır. Çünkü yörük obalarında göçerlere deveci yıldızının
yol gösterdiğine inanılır.
Yaylaya yaklaşınca, Yörük kabaardıcın kokusunu almaya başlar.
Bilseniz ne kadar ferahlatır, huzur verir, güven verir insana.
Yayla denince akla kabardıç gelir. Yörük Kabardıcın gölgesine
bakar hemen oraya kuru verir alacağını, çadırını. Kabaardıç
hayvanları da unutmaz elbette; bazen erek olur. Bazen ağıl olur,
bazen de koşan olur kuzucuklara. Atalar demiş ki; armut ağlatır,
kavak kavlatır, söğüt söyletir, kaba ardıç gölgesi başyayladır.
Yörüklerin bir diğer ismi de konar göçerlerdir. Göç, yörükler
için vazgeçilmezdir. Varınca yaylaya; ulaşmıştır insanlar
özlediği ata yurtlarına. Bu sevinci kutlamak yarenlik yapmak
isterler. Göçün ve çevre obalarının insanlarını alacak kadar
geniş, yeşile bezenmiş çayır ve gürül akan suyu olan yerde
toplanırlar, buraya genellikle yaren yeri, yaren beleni, yaren
tepesi derler. Oğuz Boylarının, Türkmenlerin yörüklerin
toplandığı yaren yerine; yiğidin harman olduğu yer denir.
Türklerin tarih boyunca oynadığı oyunlar bir kez daha oynanır.
Gücün, sevdanın, birliğin gösterisi yapılır. Yüce dağ
başlarındaki yaren yerlerinde.
Obanın bütün insanları oyuna iştirak ederler. Sevinci beraber
paylaşırlar, hünerlerini gösterirler. Yörüklerde öyle güç
parayla, yada kolay kazanılan payelerle gösterilmez. Güç
bilekle, yürekle, akılla gösterilir. Yörüğün ata binişi,
yürüyüşü, zeybek oyunu, konuşması, oturması, kalkması hepsi bir
yiğitlik sembolüdür. Çünkü ata öyle yapmış, oğullar devam etmiş,
devam etmekte gerektir.Yörüğün oyunlarında fazla silaha
rastlanılmaz, çünkü gücü silahta değil kendilerinde görürler de
kendilerini ortaya koyarlar.
Oyunlara at yarışıyla başlanır, cirit, çelik çomak, güreş,
cıngırak, an daşı, arap, yanık oynarken erkekler, kadınlarda boş
durmazler; kaya, göçek oynarlar. Sıra ezgilere ve oyunlara
gelince; cura, bağlama, saz, düdük, sipsi, kaval, kemençe
çalınır. Türküler söylenir.
Orta yerde görürsünüz ağır zeybek, kıvrak zeybek, Teke
Zortlaması, çömlek kırdıran oynayanları. Oyun deyip geçmemek
gerektir. Alıcı gözle bakınca görürsünüz develerin yürüyüşünü,
tekenin kayadan kayaya sekmesini, kabaardıcın arasında yürüyen
insanı, çayırda usul usul yayılan sonra da suya koşan koyunları.
Her oyunun bir anlamı, bir ifade ediş biçimi vardır. Bütün
bunlardan sonra dağılır öbek öbek ata yurtlarına yörükler. Zaten
gezilmiş yurdun konması da kolay olur.
Hayat devam ederken yörük obalarında, insanları dosttur, açık
sözlüdür, sevda yüklüdür, yiğittir, merttir, cömerttir,
olgundur. Türk'ün mayasıdır, saygılıdır büyüğüne, sadakatlıdır
devletine, zorlukları aşınca mutlu olur, şükreder haline, soğuk
günlerde kepenek yeter, bilir yaşamın zorluklarını, ama kopamaz
dağlardan bir türlü; şahsiyetli insandır, aşk ile tutkuludur
ÖZGÜRLÜĞÜNE.
|